Sansür, hayatın her alanında kendini gösteren bir olgudur. Ülkemizde bugüne kadar genellikle televizyonda görülüyordu. Anahaber bülteninde yayınlanan bir haber nedeniyle, o TV kanalına RTÜK bir ceza verir. Haber bülteninin olduğu saatte, haberler yayınlanmaz. Yerine bir belgesel yayınlanırdı. Ya da gün boyu X bir TV kanalının simsiyah olan ekranına bakakalırız. Üzerinde beyaz fontla yazılmış sansür yazısı olurdu. Hatırlıyorum, bir dönem ülkemizde Star TV tam 30 gün RTÜK tarafından kapatılmıştı. 30 gün boyunca az evvelki satırlarımda bahsettiğim, o yazılara bakıp durmuştuk.

Bunun yanı sıra, gazetecilere uygulanan baskı ve sansür sistemide hayli acımasız ve gaddar bir seviyedeydi. Gazetecilere uygulanan sansür sonucu, gazeteler kapatılıyor. Patronları tarafından muhabirler işlerinden kovuluyordu. Gazetecilere uygulanan sansürü daha da acımasız hale getiren, gazetecilerin bir çoğunun öldürülerek susturulmasıydı. Ülkemizde 6 Nisan 1909 tarihinde İstanbulda öldürülen Hasan Fehmi Bey’den, 19 Aralık 2009 tarihinde Balıkesir’de öldürülen İsmail Cihan Hayırsevener’e kadar toplam 61 gazeteci öldürülmüştür. Bunun yanısıra, günümüzde cezaevlerine konularak susturulan gazetecilerin sayısı da bi hayli fazladır. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformunun verilerine göre, 43 gazeteci cezaevindedir.

Satırlarıma başlarkende, sansürün ülkemizde uzun süredir varolduğunu ve hayatın her alanında kendini birşekilde göstermeyi başarmış olan bir olgu olduğunu söylemiştim. Sansür, RTÜK yoluyla televizyonu, mahkemeler, patronlar ve farklı yollarla da gazetecileri susturmuştur.

Bu konuda devreye internet medyası giriyor. Bu medya, kendini tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızlı birşekilde gelişti. Bilgisayarın ve internetin her eve girmesiyle bu gelişim büyük bir hız kazandı. Sosyal ağlarında çoğalması ve kullanıcılarının artmasıyla birlikte, insanlar kendi fikirlerini, kendi düşüncelerini, kısacası kendilerini özgürce ifade edebildiği bir alan buldu. Bunun yanısıra, kendi beğenilerini, kendi düşüncelerine yakın olan alanları, kendini geliştirecekleri medyumları keşfetmeye başladı. Sözlüklerde, forumlarda kendilerini ifade etmeye başladı. Sosyal paylaşım sitelerinde, kendine yakın isimlerle temasa geçtiler. Gerek arkadaşlıklar kurdular, gerekse ideolojik birliktelikler yani, toplumun hangi kesiminden olursa olsun birşekilde bu alanlardan verimli bir şekilde yararlanmaya başladılar. Youtube gibi sitelerde kendi beğenilerini takip edip, kendilerini yansıtmaya başladılar. Fizy.com gibi sitelerde, ulaşılması zaman alan ürünlere kolayca ulaştılar. İnternet kullanıcılar bir nevi hayatı kolaylaştırıp, kendilerini ifade etmeye başladılar.

Fakat, televizyona ve gazeteye uygulanan sansür aygıtı burada da devreye girmeliydi. Bu nedenle 4 Mayıs 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi” kanunu çıktı. Bu yasa ile birlikte Türkiye’de sansüre dair yeni bir dönemin başladığının habercisiydi. Bu yasa sonucunda yaklaşık 10 bin site kapatıldı. Bu sitelerin içerisinde, bizim bildiğimiz Youtube, Google, Facebook, Myspace ve son olarak Fizy gibi isimler vardı.

Çeşitli bahaneler bulunarak, mahkemeler aracılığıyla birçok site kapatıldı. Gelişmemiş, üçüncü dünya ülkelerinde ve otoriter rejimlerde sansür, devletlerin bilgiyi kontrol altına alma amacıyla uygulanmaktadır. Bu durum ülkemizde çeşitli nedenlerle maskelenmeye çalışılsa da, ne demişler:
“Minareyi çalan, kılıfını hazırlarmış”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s